RSS

Hz.Muhammed Son Peygamberdir(Ahzab-40) (EK BÖLÜM’ün devamı)

22 Oca

(Ahzab-40.ayetin EK BÖLÜM’ünün devamı…)

Rasûlüllah’ın Peygamberliğin Hitamıyla İlgili Hadis-i Şerifleri:

Hatem kelimesinin gerek Kur’an’ın bağlamı ve gerekse Arapça lügatten çıkan anlamı, bizzat Rasûlüllah tarafından yapılmış açıklamalarla da teyid edilmiştir. Nitekim aşağıda mevzuyla alakalı sıhhati tartışılmayan bazı hadisleri iktibas etmekteyiz:

1) Rasûlüllah (a.s) buyurdu: İsrailoğulları’na nebîleri kılavuzluk ederdi. Bir peygamber vefat ettiğinde onu bir başkası izlerdi. Ancak benden sonra nebi yok, yalnızca halifeler olacaktır. (Buharî, Kitabu’l-Menakıb.)

2) Rasûlüllah (s.a) buyurdu: Benim, benden önce gelmiş peygamberlere nispetle durumum bir misalle anlaşılabilir: Bir adam büyük bir bina yaptırıp onu güzelce dayayıp döşedi, fakat bir köşede bir tuğlalık boş yer bıraktı. Ahalî binanın etrafında dolaşıyor, güzelliğine hayran kalıyor fakat şunu söylemeden edemiyordu: Niçin bu tuğlanın yeri boş? İşte ben o tuğlayım ve peygamberlerin sonuncusuyum. (Yani peygamberlik binası benim gelişimle tamamlanmıştır. Şimdi bir başka peygamberin doldurabileceği herhangi bir boşluk kalmamıştır.) (Buharî, Kitabü’l-Menakıb.)

Müslim, Kitabul-Fedail; Hatemun- Nebiyyin’de aynı konuda dört hadis rivayet edilmekte ve son hadiste şu ilave bulunmaktadır: “Feci’tü ve hatemtu’l enbiya” “Şu halde ben geldim ve nebiler silsilesine son verdim.” aynı hadis aynı kelimelerleTirmizi de bulunmaktadır: (Kitabu’l-Menakıp, böl. Fadlu’n-Nebi.) Ebu Davud Tayalisi Müsned’inde bu hadis, Cabir bin Abdullah tarafından rivayet edilen hadisler arasında geçmekte ve son kelimeleri şöyle son bulmaktadır: (Peygamberlik benimle son buldu.”

İmam Ahmed’in Müsned’inde konuyla ilgili hadisler az bir farklılıkla Hz. Übeyy bin Ka’b, Hz.Ebu Said el- Hudri ve Hz.Ebu Hureyre tarafından nakledilmektedir.

3) Rasüllüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Ben diğer Peygamberlerden altı şeyle ayrılmaktayım. a) Bana fasih konuşabilme yeteneği bahşedildi, b) Şanslı zaferlere erdirildim,c) Ganimet bana helal kılındı, d) Arz bana mescid ve temizlenme vasıtası kılındı, (Yani benim şeriatıma göre musalli, sadece özel bir ibadethane değil, yeryüzünün herhangi bir yerinde namazını eda edebilir. Ve eğer abdest için su bulamazsa teyemmüm edebilir. Yani toprakla temizlenebilir.), e) Ben, bütün dünyaya peygamber tayin edildim, f) Benimle peygamberlik görevi son buldu.”

(Müslim Tirmizi, İbn Mace.)

4)Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Risalet ve Nübüvvet son bulmuştur. Benden sonra ne bir resul, ne de bir nebi gelmeyecektir.” (Tirmizi, Müsned- i Ahmed.)

5)Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben Mahvediciyim; küfür benimle mahvedilmektedir. Ben toplayıcıyım; Benden sonra insanlar Mahşer’de toplanacaklar. (Yani benden sonra gelecek olan yalnızca Kıyamettir.) Ve ben Akib’im; yani, benden sonra peygamber gelmeyecektir,” (Buhari,Müslim,Tırmizi, Muvatta, el-Müstedrek.)

6) Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Allah’ın gönderdiği hiç bir peygamber yoktur ki, kavmini Deccal’ın gelişi konusunda uyarmamış olsun. (Ancak o kendi zamanlarında gelmemiştir.) Şimdi ben, peygamberlerin sonuncusuyum ve sizde son ümmetsiniz. Dolayısıyla o, sizin aranızdan zuhur edecektir.” (İbni Mace.)

7)Abdurrahman bin Cübeyr şöyle diyor: “Adullah bin Amr bin As’ın şöyle dediğini işittim: “Birgün Rasulüllah bize o vaziyette geldiki, adeta bize veda edecek. Sonra üç kez şöyle seslendi: “Ben Muhammed’im, Ümmî Peygamber” ve ekledi: ” Benden sonra hiç peygamber gelmeyecektir.” (Müsned-i Ahmed, Abdullah bin Amr bin As’tan rivayet edilen hadisler.)

8- Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Benden sonra peygamberlik yoktur. Yalnızca geleceğe dair müjdeler vardır. Soruldu: “Nedir o müjdeler Ya Rasullallah?” Şöyle cevap verdi: “Hak-rüya” yada şöyle dedi: “Sadık rüya” (Yani artık vahiy gelmeyecektir. Olsa olsa bir şahıs sadık bir rüya şeklinde işaret alabilecektir.) (Müsned-i Ahmed, Nesai, Ebu Davud.)

9)Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu:”Eğer benden sonra peygamber gelecek olsaydı bu, Ömer bin El Hattap olurdu.”(Tirmizi.)

10)Rasullüllah (s.a) Hz. Ali’ye şöyle buyurdu: “Sen bana, Musa’ya nisbetle Harun gibisin, Fakat benden sonra peygamber yoktur.” (Buhari, Müslim.)

Buhari ve Müslim bu hadisi Tebuk Gazvesiyle ilgili olarak zikretmiştir. Bu konuda iki hadis de Ahmed’in Müsned’inde Hz.Sa’d bin Ebi Vakkas tarikiyle rivayet edilmektedir ki birisinin son cümlesi şöyle bitmektedir: “Benden sonra peygamberlik yoktur.” Ebu Davud Tayalisi, İmam Ahmed ve Muhammed İbn İshak tarafından konu ile ilgili olarak rivayet edilen teferruat veren hadislere göre Rasulüllah (s.a) Tebuk seferi arafesinde Hz. Ali’nin Medine savunması için Kentte kalmasına karar vermişti. Bunun üzerine münafıklar, Ali hakkında fesat kumkuması çıkartmak için bir fırsat ele geçirmişlerdi. Hz. Ali de Rasulüllah’a giderek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni arkanda kadın ve çocukların arasında mı bırakıyorsun?” Bu soru üzerine Hz. Rasûl, kendisine şöyle diyerek teselli etti: “Sen Harun Musa’ya nasılsa, aynen öylesin.” Yani, Tıpkı nasıl Musa Aleyhisselam Tur’a çıkarken İsrailoğulları’na nezaret için arkasında Harun Aleyhisselam’ı bıraktıysa, ben de seni Medine’ye nezaret için arkamda bırakıyorum.”Fakat Hz.Ali’nin Harun’la (a.s) mukayesesi bir yanlış anlamaya yol açmasın diye de, Rasullüllah hemen eklemişti: “Fakat benden sonra peygamberlik yok.”

11)Sevban’ın rivayetine göre Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “… ve ümmetim içinden zuhur edecek otuz yalancıdan her biri peygamber olduğunu iddia edecek; oysa ben, son peygamber’im. Benden sonra peygamber yok.” (Ebu Davud.) Ebu Davud Kitab’ul-Melahim’de Ebu Hureyre’den naklen aynı mevzudaki bir başka hadisi rivayet eder: “Tirmizi de Hz.Sevban ve Hz. Ebu Hureyre hadislerini rivayet etmektedir ki, 30′a yakın yalancı çıkacak ve her biri Allah’ın peygamberi olduğunu iddia edecektir.

12) Rasulüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Sizden önce İsrailoğulları arasında öyleleri vardı ki Peygamber olmadıkları halde (Allah tarafından) kendileriyle konuşulurdu. Benim ümmetim içinde böyle biri olacak olsa bu Ömer olur.”(Buharî, Kitabu’l-Menakıb.)

Müslim’de geçen aynı mevzudaki hadiste yukellemün (kendileriyle konuşulanlar) kelimesi yerine, muhaddesûn kelimesi varittir ki ikisi de Allah ya da gayb tarafından kendileriyle konuşulan kimseler anlamına gelmektedir. Hadisin işaretine göre, bu ümmet içinde, peygamber olmadığı halde Allah’la konuşma şerefine ermiş bir kimse olsaydı, o Ömer olurdu.

13) Rasûlüllah (s.a) şöyle buyurdu: “Bundan sonra peygamber yoktur; Ümmetimden sonra (başka bir peygamberin) ümmeti de yoktur.” (Beyhakî: Kitabu’r Rüya, Tabaranî)

14) Yüce Rasul (a.s) buyurdu: “Ben son peygamberim. Mescidim de son mesciddir.” (Yani Medinede’ki Mescid’i Nebevi) <D> (Müslim: Kitabul-Hac).

Bu hadisler çok sayıda sahabe tarafından nakledilmiş ve birçok hadisci tarafından da sahih senedlerle rivayet edilmiştir. Bu hadisler üzerinde yapılacak bir araştırma gösterir ki, Rasullulah farklı vesileler, farklı yollar ve farklı kelimelerle peygamberlerin sonuncusu olduğunu, kendisinden sonra peygamber gelmeyeceğini, kendisiyle peygamberliğin son bulduğunu ve kendisinden sonra nebî ve rasul olduğunu iddia edecek kimselerin peşinen yalancı olduklarını teyid etmiştir.

Sahabenin İcmaı:

Kur’an ve sünnetten sonra başvurulacak üçüncü kaynak sahabenin icmaıdır. Bütün geçerli tarihî rivayetler, sahabenin, Rasulüllah’ın aniden ölümüyle peygamberlik iddiasında bulunanlarla yahut bu iddialarını kabul edenlerle topyekün bir şekilde savaştığında müttefiktir.

Bu konuda Müseylemetü’l-Kezzab’ın durumu özellikle zikre şayandır. Bu adam, Rasûlullah’ın (s.a.) peygamberliğini inkâr etmiyor, fakat peygamberlikte ona ortak olduğunu iddia ediyordu. İrtihalinden önce Rasûlullah’a (s.a.) şöyle bir mektup yazmıştı: Allah Rasulü Müseyleme’den, Allah Rasûlü Muhammed’e! Selam üzerine olsun. Şunu bilmen gerekir ki, Ben peygamberlik görevinde sana ortak edildim. Taberî cild II, s. 399. Mısır baskısı)

Dahası Tarihçi Taberî, Müseyleme hakimiyeti altındaki yerlerde ezan okunurken “eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah” kelimelerinin de kullanıldığını nakletmektedir. Kendisi tarafından Rasulüllah’ın peygamberliğini açıkça tastik etmesine rağmen kafir addedilerek, ümmetten ihraç edildi ve ona karşı savaşıldı. Tarih şunu da ispat eder ki, Beni Hanife ona iyi niyetle inanmıştı, daha doğrusu onun bizzat Hz. Muhammed (s.a) tarafından kendi peygamberliğine ortak edildiğine inandırılmıştı. Ötesi Medine’de Kur’an ta’lim etmiş biri onlara, Kur’an ayetlerini sanki Müseyleme’ye indirilmiş gibi sunarak okumuştu. (Eb-Bidâye ve’n-Nihâye. Cilt: 5. sh :51.)

Fakat bu mazeretlerine rağmen sahabe onları Müslüman olarak kabul etmedi ve savaşmak üzere üzerlerine ordu gönderdi. Hem sonra sahabenin onlarla dinsizlik yüzünden değil, isyan yüzünden savaştığı da iddia edilemez. İslâm hukukuna göre, eğer savaş asi Müslümanlara karşı yapılıyorsa, savaş esirleri köleleştirilemez. Bırakın Müslümanları, asi zimmî’ler bile savaşta ele geçtiklerinde köle yapılamazlar. Fakat Müseyleme ve takipçileri kuşatıldığında Hz. Ebu Bekir onların kadın ve çocuklarının köle yapılmasını bildirdi. Ve nitekim öyle de oldu. Hatta içlerinden bir cariye Hz. Ali’ye verildi. Daha sonra bu birleşmeden İslâm tarihinin meşhur şahsiyeti Muhammed bin Hanefiyye doğacaktır. <D>

(El-Bidaye Ve’n-Nihâye. Cilt: 6. sh: 316-325) Demek ki sahabenin onlarla savaşma sebebi isyan suçu değildi. Suç, bir şahsın Rasûlüllah’tan (s.a) sonra peygamberliğini ilan etmesi ve diğerlerinin de ona inanmasıydı. Bu harekat, Rasûlullah’ın (s.a.) irtihalinden hemen sonra Ebu Bekir’in hilafeti esnasında ve tüm sahabenin icmaı ile gerçekleştirilmişti. Sahabenin oy birliğiyle icmaına dair bundan daha çarpıcı bir örnek bulunamaz herhalde.

İslâm Alimlerinin icmaı:

Rasul’un ashabının icmaından sonra otorite olarak kabul edilen üçüncü merci, ashab döneminden sonra yaşamış din alimlerinin icmaıdır. Onların vardıkları ittifakın araştırılması gösterir ki, hicretten sonraki ilk asırdan günümüze değin bütün İslâm dünyasının her beldesinde gelmiş geçmiş din alimleri, Rasûlüllah Muhammed’den (s.a) sonra peygamber olamayacağına, böyle bir iddiaya kalkışanın, ya da böyle bir iddiayı kabul edenin kafir olacağını ve İslâm’dan çıkarılması gerektiğini oy birliğiyle benimsemişlerdir. Bu ittifakı oluşturan değerlendirmelere dair birkaç örnek verelim:

1) Ebu Hanife (80-150 H.) döneminde bir adam peygamber olduğunu iddia etti ve şöyle dedi: “Bana izin verin peygamberliğimin delillerini göstereyim. İmam şu hükmü verdi: “Bir kimseden peygamberliğine dair delil isteyen tıpkı böyle bir iddiada bulunan gibi kafir olur.” Zira Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Benden sonra peygamber yoktur.” (Menâkıb İmam-ı A’zam Ebu Hanife.) İbn Ahmed el-Mekki. Cilt: 1. sh: 161. Haydarâbâd. Neşri. H. 1321.

2) Allâme İbn Cerir et-Taberî (224-310 H.) meşhur Kur’an tefsirinde bu ayetin anlamını şöyle açıklamıştır: “Hz. Rasûlüllah (s.a), peygamberlik silsilesini kapamış ve onu mühürlemiştir. İmdi bu kapı kıyamete dek kimseye açılmayacaktır.” (Tefsir-i İbn Cerir. Cilt: 22. sh: 12.)

3) İmam Tahavî (239-321 H.), Akide-i Selefiye adlı eserinde selef-i salihîn’in özellikle İmam Ebu Hanife, İmam Ebi Yusuf ve İmam Muhammed’in (Allah hepsine rahmet eylesin) peygamberlikle ilgili inançlarını şöyle nakletmektedir: “Onlara göre, Muhammed (s.a) Allah’ın seçkin kulu, Rasûlü ve gözde nebisidir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Velilerin imamı, nebilerin reisi ve Rabbinin sevgilisidir. Ondan sonra girişilecek herhangi bir peygamberlik iddiası dalâlettir ve nefsin şehvetlerine tapınmaktır.” (Şerh et-Tahavîyye, Dârul-Maârif, Mısır. sh: 15, 87, 96, 97, 100, 102)

4) Allâme İbn Hazm Endülüsî (384-456 H.) şunları yazıyor: “Şu kesin ki, Rasulüllah’ın irtihalinden sonra vahiy kesilmiştir. Böyle olmasının nedeni de vahyin Rasul’den başkasına gelmeyişidir ve bizzat birinin babası değil, ancak Allah Rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (El-Muhallâ, Cilt: 1. sh: 26.)

5) İmam Gazali (450-505 H.) şunları söylüyor: “Rasûlüllah Muhammed’den (s.a) sonra hiç peygamberin gelmeyeceğine dair İslâm ümmeti arasında tam bir icma vardır… Bütün ümmet müttefiktir ki, Rasûlüllah Lâ nebiyye ba’dî sözleriyle kendisinden sonra ne bir rasul ne de bir nebi geleceği dışında başka bir şey kastetmemiştir. Bu sözü başka türlü te’vil saçma ve böyle bir şeyi kaleme almak sapıklık olur. Dahası, ümmet de ittifak eylemiştir ki o sözün anlamı, başka bir te’vile açık kapı bırakmayacak denli böyledir, bunu inkâr eden ümmetin icmaını inkâr eder. (El-iktisad fi’l-itikaâd, Mısır, sh: 114)

6) Muhy-is-Sünne Bagevi (V. 510 H. Maâlim et-Tenzil) adlı tefsirinde şunları yazıyor: “Allah, Rasûlüllah ile nübüvvet kapısını kapadı. Zira o, nebilerin sonuncusudur… İbn Abbas demiştir ki: “Kadir-i Mutlak olan Allah (bu ayetle) bildirmiştir ki, ondan sonra peygamber gelmeyecektir.” (Cilt: 3. sh: 158)

7) Allâme Zemahşeri (467-538 H.) Keşşaf tefsirinde şunları yazmaktadır: “Eğer kıyamete yakın günlerde İsa Aleyhisselam’ın yeryüzüne ineceği inancı varken Rasûlullah nasıl son peygamber olabilir?” dersen, derim ki: “Rasûlullah, kendisinden sonra hiçbir kimsenin peygamber olarak gönderilmeyeceği anlamında son peygamberdir. İsa Aleyhisselam’a gelince o, Rasûlullah’ın (s.a.) zuhurundan önce gönderilmiş peygamberlerden biridir ve tekrar geldiğinde Muhammed (s.a) Şeriat’ının izleyicisi olarak gelecek ve namazını ümmetin diğer ferdleri gibi kıble’ye (Kâ’be) yönelerek kılacaktır.” (Cilt: 2. sh: 215)

8- Kadı Iyaz (V. 544 H.) şöyle yazar: “Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden yahut peygamberliğin iktisab edilebileceğini ve peygamberlik rütbesine bazı filozofların ve sûfi denilen kimselerin iddia ettikleri gibi kalb temizliğiyle ulaşılabileceğini iddia eden ve dahi peygamberlik iddiasında bulunmamakla birlikte vahiy aldığını ileri süren kimse… tüm bu kimseler kâfirdir ve Rasûlüllah’ı inkâr etmektedirler. Çünkü, o bize son peygamber olduğunu ve kendisinden sonra peygamberin gelmeyeceğini bildirmiştir. Peygamberliği kapadığına ve tüm insanlığa gönderildiğine dair haberleri Allah’tan getirmiştir ve topyekûn ümmet bu kelimelerin zahiri manâsı dışında bir manâya sahip olmadığında müttefiktir.

Farklı bir tefsire yahut özel bir manâya mahal yoktur. Dolayısıyla, böylelerinin hem nakle hem de icmaya göre kafir olduğu konusunda hiçbir şüpheye yer yoktur.” (Şifa, Cilt: 2. sh: 270, 271.)

9) Allâme Şehristanî (V. 548. H.) ünlü El-Milel ve-n-Nihal adlı eserinde şunları yazıyor: “Ve aynı şekilde (İsa Aleyhisselam hariç) Rasûlüllah Muhammed’den (s.a) sonra bir başka peygamber geleceğini… söyleyen kimse kafirdir ve bu mevzuda iki kişi arasında bile ihtilaf yoktur. (Cilt: 3. sh: 249)

10) İmam Razi (543-506 H.) Hatem en-Nebiyyîn ayetini açıklarken Tefsir-i Kebir’inde şunları söylemektedir: Bu bağlamda “Ve Hatem en-Nebiyyîn” denmesinin sebebi şudur: Eğer kendisinden sonra bir peygamber gelecekse, bir peygamber talimat hakkındaki tavsiye ve açıklamaları eksik bırakır ki, kendisinden sonra gelen peygamber o eksikliği tamamlayabilsin. Ancak Rasûlüllah kendisinden sonra peygamberin gelmeyeceğini bilen biri olduğundan kendi ümmetine çok daha müşfik davranmış ve onlara eksiksiz bir kılavuzluk yapmıştır. Zira o, kendisinden sonra oğlunu koruyup gözetecek bir veli ve koruyucunun olmadığını bilen babaya benzemektedir. (Cilt 6. sh: 581.)

11) Allâme Beydavî (V. 683 H.), Envâr et-Tenzîl adlı tefsirinde şöyle yazıyor: “Yani, Rasûlullah peygamberlerin sonudur, peygamberler silsilesini kapamıştır, yahut peygamberler silsilesi onunla mühürlenmiştir. Ve İsa’nın (a.s) ikinci gelişi, Rasûlüllah’ın son peygamber oluşuyla çakışmaz. Çünkü, o geldiğinde Rasûl’ün Şeriat’ına tabi olacaktır. (Cilt: 1. sh: 164.)

12) Allâme Hâfız-üd-Din Nesefi (V. 710 H.) Medarik et-Tenzil adlı tefsirinde şöyle yazmaktadır: “Ve Rasûlüllah Hatem en-Nebiyyin’dir, yani, peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra hiç kimse peygamber tayin edilmeyecektir. Gelelim İsa Aleyhisselâm’a; kendisi, ondan önce gönderilmiş peygamberlerden biridir ve ikinci kez geldiğinde Muhammed (s.a) şeriatının bir izleyicisi ve onun ümmetinin bir üyesi olarak gelecektir.” (sh: 471.)

13) Allâme Alâ ad-Din Bağdâdi (V. 725 H.) Hâzin tefsirinde şunları yazıyor: “ve Hatem en-Nebiyyin; yani Allah, Rasûlüllah Muhammed (s.a) ile peygamberlik silsilesine son vermiştir. Şimdi, ne ondan sonra bir peygamber vardır ne de bu konuda onunla bir ortak… Ve kân-Allah-u-bi-kulli şey’in Alîmâ: yani Allah ondan sonra hiç peygamber gelmeyeceğini bilmektedir.” (sh: 471, 472.)

14) Allâme İbn Kesir (V. 774 H.) meşhur tefsirinde şöyle yazmış: Demek ki bu ayet Rasûlullah’tan (s.a.) sonra herhangi bir nebinin gelmeyeceğine delâlet eden apaçık bir nasstır.

Ve madem ki ondan sonra nebi yok, rasul de yok demektir; zira risalet hususi iken nübüvvet umumidir. Nitekim her Rasul Nebidir ama her Nebi Rasul değildir… Her kimki Rasûlüllah’tan sonra bu göreve atandığını söylüyorsa o yalancı, düzenbaz, deccal ve kafirdir.

Tabiatüstü ve sihrî mahiyetteki hokkabazlık, büyü ve gözbağcılık numaralarının hiçbir değeri yoktur… Bu durum kıyamete kadar bu iddiada bulunan herkes için geçerlidir.” (Cilt: 3. sh: 493, 494.)

15) Allâme Celâleddin Suyûti (V. 911 H.) Celâleyn’de şunları yazmış: “Ve kâne- Allahu-bi-kulli Şey’in Alîmâ: Allah, Rasûlullah’tan (s.a.) sonra peygamber olmadığını bilir. Ve İsa (a.s) indiğinde Rasûlullah’ın (s.a.) Şeriat’ına tabi olacaktır. (Sh: 768.)

16) Allâme İbn Nucaym (V. 970 H.) Fıkıh usulüyle ilgili meşhur Kitâb el-Eşbâh ven-Nezâir adlı eserinde şöyle yazıyor: “Eğer bir şahıs, Muhammed’in (s.a) son peygamber olduğunu inkâr ederse o, Müslüman değildir. Zira bu, bilinmesi ve inanılması itikaden temel vecibelerden olan aslî umdelerden biridir.” (sh: 179.)

17) Molla Aliyyül Kâri (V. 1016 H.) Şerh-i Fıkh-ı Ekber’de şunları yazmaktadır. “Ümmetin icmaına göre Rasûlüllah Muhammed’den (s.a) sonra peygamberlik iddiasında bulunmak küfürdür.” (sh: 202.)

18) Şeyh İsmail Hakkı (V. 1137 H.) bu ayeti Ruh’ul Beyân adlı tefsirinde açıklarken şöyle yazıyor: “Asım, kelimeyi Hatem olarak okumuştur ki bu okunuşta kelime mühür basmak için kullanılan âlet anlamına gelir. Bu demektir ki, Rasûlüllah son olarak gelmişti ve onunla peygamberlik silsilesi kapandı ve mühürlendi… Bazıları bu kelimeyi Hatim olarak okumuşlardır ki, o zaman kelime mühür vuran kimse anlamına gelir. Bu okunuşla, Hatim, Hatem ile yine aynı kökten gelmektedir… Bundan sonra onun ümmetinin alimleri ona yalnızca Velâyet’de mirasçı olabilir; Peygamberlik mirası kendisiyle bitmektedir. Ve İsa aleyhisselâm’ın ikinci gelişi, Rasûlüllah’ın sonuncu peygamber oluşuyla hiçbir şekilde çelişmez. Çünkü Hâtem en-Nebiyyîn ondan sonra hiç peygamber gelmeyeceği anlamına gelmektedir… Ve İsa, ondan önce bir peygamber olarak gönderilmiştir. İkinci kez geldiğinde ise Muhammed’in (s.a) Şeriat’ının bir izleyicisi olarak gelecek. Namazını, onun ümmetinin diğer üyeleri gibi Kıble’ye yönelerek kılacak. Ne vahiy alacak ne de yeni emirler getirecek, yalnızca Rasûlüllah Muhammed’in (s.a) bir halifesi olacak… Ve Ehli Sünnet Şuna inanır ki, peygamberimizden sonra peygamber gelmeyecektir. Çünkü Allah şöyle demiştir: “O, ancak Allah’ın peygamberi ve peygamberlerin sonuncusudur.” Ve Rasûlüllah da şöyle buyurmuştur: “Benden sonra peygamber yoktur.” İmdi, kim peygamberimizden sonra bir peygamber olduğunu söylerse kafir olmuştur.

Yine Rasûlüllah Muhammed’ten (s.a) sonra bir peygamber olduğunu iddia eden kimsenin iddiası da, sapıklıktan başka birşey değildir. (Cilt: 18. sh: 188.)

19) Hicri 12. yüzyılda Avrengzeb Alemgîr’in emriyle güvenilir bir ulema grubu tarafından telif edilen Fetâvâ-i Alemgirî’ye (Fetava-i Hindiyye) göre: “Eğer bir şahıs Muhammed’in (s.a) son peygamber olduğunu inkâr ederse Müslüman değildir artık ve biri Allah’ın rasûlü ya da nebisi olduğunu iddia ederse tekfir edilmesi gerekir.” (Cilt: 2. sh: 263.)

20) Allâme Şevkânî (V. 1255 H.) Fethü’l-Kadir adlı tefsirinde şunları yazmaktadır: “Alimlerin çoğunluğu, kelimeyi Hâtim olarak okurken Asım Hâtem olarak okumuştur. İlk okuyuşa göre manâ şöyle olur: “Rasûlüllah, peygamberler silsilesine son vermiştir, yani, son peygamber olarak gelmiştir.” İkinci okunuşa göre ise şöyle: “O, peygamberler için mühür mesabesindedir, yani, kendisiyle silsilenin mühürlendiği mühür…” (Cilt: 4. sh: 275.)

21) Allâme Alûsî de “Ruhu’l-Maânî” adlı tefsirinde şöyle yazmaktadır: “Nebi kelimesi Rasûl kelimesinden daha şumüllü olduğuna göre Rasûlüllah’ın Hâtem en-Nebiyyîn (Nebilerin mührü) olması aynı zamanda Hatem el- Mürselin (Rasullerin mührü) olduğu anlamına gelir. Ve Nebi rasullerin sonuncusu olması, onun bu dünyada Allah tarafından peygamberlikle şereflendirilmesi, ardından herhangi bir insanın yahut cinnin peygamberliğinin söz konusu olmadığı anlamına gelir.” (Cilt: 18 sh: 32.) “Onun, ardından her kim peygamber gibi vahiy aldığını iddia ederse, tekfir edilmelidir ve bu mevzuda Müslümanlar arasında hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır.” (Cilt: 18, sh: 38) “Rasûlüllah’ın nebilerin sonuncusu olması Allah’ın Kitabı’nda kesin şekilde beyan buyurulmuş, Sünnet’te açıkça belirtilmiştir ve bütün ümmet bu konuda ittifak etmiştir. Şu halde bunun hilâfına iddiada bulunan kimse tekfir edilmelidir. (Cilt: 18, sh: 39.)

Bu hükümler, Hindistan’dan Fas’a ve İspanya’ya, Türkiye’den Yemen’e kadar her Müslüman beldesinden ünlü alim, fakih ve müfessirler tarafından verilmiştir. Müelliflerin doğum ve ölüm tarihlerine bakıldığında görülecektir ki, kendileri İslâm hicri tarihinin ilk dönemlerinden 13. asrına kadar her dönemine mensup ünlü otoritelerdir. Gerçi H. 14. asırda yaşamış olanlarını zikretmedik, fakat onlara özellike yer vermedik. Çünkü biri çıkıp, bu alimlerin Hâtem en-Nebiyyîn deyimine, bu çağda peygamberlik iddiasında bulunan birini hedef alsın diye özellikle böyle bir manâ yüklediklerini söyleyebilir. Bu yüzden ilk dönem alimlerinin yazılarına başvurduk. Çünkü ne de olsa bu alimler çağımızda yaşamış bir şahsa karşı düşmanca ve kötü niyetli tavır sergileyemezlerdi.

Bu yazılar göstermektedir ki, hicretin ilk asrından günümüze dek bütün İslâm âlemi Hâtem en-Nebiyyîn deyimine ittifakla “Peygamberlerin sonuncusu” şeklinde manâ vermiştir. Ayrıca, Rasulüllah’tan sonra peygamberlik kapısının kıyamete dek kapandığı konusunda her asırdan Müslümanlar arasında tam bir icma hasıl olmuş ve Rasûlüllah’tan sonra nübüvvet veya risalet iddiasında bulunan veya böyle bir iddiayı kabul eden kimsenin İslâm dairesinden çıkacağı konusunda hiçbir ihtilaf vaki olmamıştır.

İmdi, iz’an sahibi her şahsa düşen, bir kimsenin yeni bir iddiayla ortaya çıkıp peygamberlik kapısını açmaya yeltenmesi Hâtemü’n-Nebiyyîn deyimini, Kur’an’da apaçık olan, Rasûlüllah tarafından bizzat açıklanan, sahabe tarafından topyekün ittifak edilmiş, sahabiler devrinden günümüze kadar icma ile kabul edilen lügat manâsından apayrı bir manâya çekmesi için bir boşluk bulup bulamadığına karar vermektir. Peygamberlik kapısının hâlâ açık olduğunu ileri sürmekle kalmayıp, Risaletin kutsal evine sahtekârca girmek isteyen bir şahsın peygamberliğine de inanan kimseler nasıl Müslüman sayılabilir?

Tefhimul Kuran, Mevdudi

About these ads
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: