RSS

40.hadis- DÜNYA ÂHİRETİN TARLASIDIR

07 Eyl

40. DÜNYA ÂHİRETİN TARLASIDIR

 İbn Ömer (r.a.) den, dedi ki: Rasulullah (s.a) omuzlarımı yakalayıp şöyle buyurdu: “Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol!” İbn Ömer (r.a.) de şöyle derdi: Akşamı ettin mi sabahı bekleme. Sabahı ettin mi, de akşamı bekleme. Sağlığından hastalığın için birşeyler hazırla, hayatından da ölü­mün için.[1]

 

Bu Hadisin Önemi

 

Bu dünya nice mükellefin yolunda, mutlak egemenin emirlerine bağlan­masına engel teşkil etmiştir. Dünya sevgisi nice mükellefin kalbinde yer et­miş, bunun sonucunda da o, artık dünyanın ve dünya ehlinin esiri oluver­miştir. Nice mükellef dünya sebebiyle dinini, vicdanını ve ümmetini satmış­tır. Bundan dolayı İslâm’ın yüce Rasûlü (salât ve selâm O’na) mükellefin dünyada nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır. Ta ki, bu dünyadan esen­likle geçip Daru’s-Selâma (esenlik yurdu olan Cennet’e) ulaşabilsin.

Bu hadis dünyaya karşı zahid olmanın, dünyayı küçük görmenin, ondan âhirete kendisini ulaştıracak az şeyle kanaat etmenin gerektiğini ortaya ko­yan asli bir delil teşkil etmektedir. [2]

 

İlim Adamlarının Bu Vasiyete Dair Sözleri:

 

Rasulullah (S.A.S.)’ın: “Dünyada bir garibmişsin yahut bir yolcu imişsin gibi ol” buyruğu ile ilgili olarak Hafız İbn Hacer, bu büyük vasiyete dair ilim adamlarının faydalı bazı sözlerini aktarmaktadır. Ben de onları aynen aktarıyorum[3]:

et-Tîbî der ki:

Buradaki “veya” şüphe ifade etmek için değildir. Aksine muhayyerlik ve mübahlık bildirmek içindir. Daha güzeli, onun burada (“hatta” manasını ve­ren) “bel” anlamında olmasıdır. Rasulullah (S.A.S.) burada Allah’a ibadet eden, Allah yolunu izleyen kimseyi, barınacağı meskeni ve kendisini koru­yacak yuvası bulunmayan bir yabancıya benzetmektedir. Daha sonra daha da ileri giderek bu benzetmeyi bir kenara bırakıp onu yolcuya benzetmek­tedir. Çünkü garip bir kimse yabancı olduğu beldede yer tutabilir. Oysa uzak bir beldeye gitmek isteyen ve gideceği yer ile bulunduğu yer arasında insanı ölüme götürecek vadiler, helak edici çetin yollar, önünde yol kesici­lerin bulunduğu yolcu böyle değildir. Böyle bir yolcunun bir an dahi ikamet etmemesi, bir göz açıp kırpacak kadar bir süre dahi yerinde durmaması ge­rekir.

İbn Battal da der ki:

Garip kişi diğer insanlara az açılır. Hatta onlara karşı yabancılık çeker.Zira o, hemen hemen yolunun uğradığı kimseler arasında tanıdığı, ünsiyet sağlayacağı hiçbir kimse bulamaz. O bakımdan o, kişi olarak,   kederli ve korkuludur. Bir yoldan geçip giden de böyledir. Yolculuğunu tamamlayabil­mesi ancak o yolculuğa güç yetirmesi, ağır yüklerini hafifletmesi ile müm­kün olabilir. Bununla birlikte, yolculuğunu kesecek şeylerin bulunmayaca­ğından da emin değildir. Beraberinde kendisini maksadına ulaştıracak azığı ve bineği vardır. İşte kişinin durumu bunlara benzetilmiştir. Bu ise dünyada zühdü tercih etmeye ve dünyadan yetecek, kişiyi menzile ulaştıracak kada­rını almak ve bununla yetinmek gerektiğine işaret vardır. Nasıl ki yolcu, kendisini menziline ulaştıracak miktardan fazlasına muhtaç değilse, mü’min bir kimsenin de dünyada kendisini asıl varılacak yere ulaştıracak miktardan fazlasına ihtiyacı yoktur.

Nevevî der ki:

Hadisin anlamı şudur: Sen dünyaya meyletme, onu vatan edinme! Ken­dine orada kalacağını söyleme! Yabancı bir kimsenin, vatanı olmayan yer­lerde bağlanmadığı şeylere, sen de dünyadan benzeri şeylerle bağlanma.

Diğer taraftan Hafız İbn Hacer, ilim adamları arasından isimlerini ver­mediği iki âlimin de sözlerini zikretmektedir: [4]

 

Birinci Söz:

 

Yolcu, vatanına gitmeyi isteyen yoldan geçen kimse de­mektir. Dünyada insan, efendisi tarafından bir ihtiyacını görmek üzere bir başka beldeye gönderilen köleye benzer. Bu kölenin yapması gereken, ne için gönderilmişse o işi bir an önce yapmasıdır, sonra da vatanına dönerek kendisini ilgilendirmeyen başka herhangi birşeyle ilgüenmemesidir. [5]

 

İkinci Söz:

 

Bir başka ilim adamı da şöyle demektedir: Hadis-i şeriften maksat şu­dur: Mü’min kişinin kendisi dünyada bir garip konumundadır. O bakımdan kalbi bu garip bulunduğu beldeden herhangi birşeye bağlanmaz. Aksine onun kalbi kendisine döneceği vatanına bağlıdır. Dünyadaki ikametini vata­nına geri dönmek için, ihtiyacını ve yol hazırlıklarını sağlamak için değer­lendirir. İşte yabancının hali budur. Ya da mü’min dünyada bir yolcu gibi ol­malıdır. Muayyen bir yerde durmaz, aksine o her zaman ikamet yurduna doğru yol alır gider.

İbn Ömer (r.a)’in söylediği: “Akşamı ettin mi sabahı bekleme, sabahı ettin mi de akşamı bekleme” sözüne gelince; bu da Rasulullah (s.a)’ın O’na yaptığı vasiyetten çıkartılmıştır. İşte bu söz, bu dünyada emeli kısa tutma gereğini göstermektedir. Kul her zaman için ecelinin kendisine yetişmek üzere olduğunun idrâkinde olmalıdır. Bu şuur ise dünyadan aza kanaat et­meye, öldükten sonra diriliş günü için hazırlıklarda bulunmaya ve mükellef kılınmış olduğu farz ve müstehab itaatleri en güzel şekilde yapmaya iter. [6]

 

Faydalı Şeylerle Ömrü Değerlendirmek:

 

İbn Ömer der ki: “Sağlığından hastalığın için, hayatından da ölümün için birşeyler almaya bak!” Bu da bu üstün Sahabiden oldukça büyük bir va­siyettir ve bu vasiyet, Rabb’imizin Kitab’ından ve Rasulümüzün Sünnetin­den alınmadır.

O bize, sağlık ve afiyet zamanlarımızı farz ve müstahab itaatlerle değer­lendirmemizi tavsiye etmektedir. Çünkü insan hastalığı esnasında birçok itaati yerine getirmekten aciz düşebilir, bu itaatleri edada kusur işleyebilir. O bakımdan sağlık ve esenlik zamanlarında yapmış oldukları, hastalığı es­nasında yaptığı kusurlarını telâfi edebilir.

Hafız (İbn Hacer) der ki: Yani sağlıklı iken itaat ile uğraş. Çünkü hasta­lıkta yapılan kusurlar ancak böyle telâfi edilebilir.[7]

İbnul-Cevzi de der ki: İnsan sağlıklı olmakla birlikte maişet ile uğraşma­sından ötürü, itaat için boş vakit bulamayabilir. Bununla birlikte, geçime muhtaç olmadığı vakitlerde de sağlıklı olmayabilir. Bunların ikisi bir arada bulunacak olursa ve tenbellik de itaate baskın gelirse, işte böyle bir kişi al-danmış olur. Oysa işin gerçek mahiyeti dünyanın, âhiretin tarlası olduğu­dur. Kârı âhirette ortaya çıkacak olan ticaret dünyada yapılır. Bu bakımdan boş zamanlarını ve sağlığını Allah’a itaat uğrunda değerlendiren kimse, işte gıpta edilecek kişi odur. Bunları Allah’a isyanda kullanan ise, aldanan kişi­dir; çünkü boş zamanın akabinde meşguliyet gelir, sağlığın akabinde de hastalık gelir.[8]

İbnü’l-Cevzi’nin bu sözünü Hafız İbn Hacer Rasulullah (S.A.S.)’ın: “İki büyük nimet vardır ki insanların birçoğu bunlar hakkında aldanış içerisindedir.[9] Sıhhat ve boş vakit…[10] hadisini şerhederken kaydetmektedir.

İbn Ömer (r.a) aynı şekilde ömrümüzün günlerini Allah’a ve Rasulüne itaat ile değerlendirmemizi, Kıyamet günü için hayrın geniş kapılarından azıklar biriktirerek değerlendirmemizi tavsiye etmektedir. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Azık edinin. Şüphesiz ki azığın en hayırlısı takva­dır.”(el-Bakara, 2/197)Ölüm insana ansızın gelir. Kişi azıksiz olarak Rabb’inin hu­zuruna çıkmak zorunda kalabilir. Böyle bir halde ise helak olur, hüsrana uğrar, yaptıkları boşa gider. Şairlerden birisi şöyle der:

“Senin azığın bulunmadığı halde, azıkları bulunan bir topluluğun yol ar­kadaşı olmak seni memnun eder mi?”

İşte o vakit Ademoğlu, Allah’ın huzurunda dünyada iken kusurlu hare­keti dolayısıyla pişman olacaktır; fakat o vakit de pişmanlık zamanı değil­dir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse: Vay, yazık bana, Allah’ın yanında işlediğim taksirlerden dolayı ve gerçekten de ben şüphesiz alay edenlerdendim; diyecek veya diyecek ki: Allah bana hidayet verseydi elbet­te takvâîı kimselerden olurdum. Yahut azabı gördüğünde: Eğer benim için bir kere daha dönüş imkânı olsaydı, ihsan edicilerden olurdum; diyecek­tir. “(ez-Zümer, 39/56-58)

Bir başka yerde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yüzlerinin ateşte çevrileceği o günde diyecekler ki: N’olaydı, biz Allah’a ve Rasulüne itaat et­seydik! “(el-Abzâb, 33/66)

Halbuki âhiret, hesap yurdudur, amel yurdu değildir. Nitekim Rasulul­lah (s.a) şöyle buyurmaktadır: “İnsan öldü mü artık onun ameli şu üç şey müstesna kesilir: Devam edip giden bir sadaka yahut kendisinden yararla­nılan bir ilim veya kendisine dua edecek salih bir evlât.[11]

 

Dünyanın Geçiciliği:

 

Ademoğlu dünyanın fani ve geçici olduğunu kesinlikle bilir. Bununla birlikte o, dünyaya dalması sebebiyle ve dünya uğrunda çalışıp çabalarken, bu gerçekten gafil olabiliyor, unutabiliyor. Bundan dolayı Yüce Allah bir­den çok yerde bize bu gerçeği hatırlatmaktadır: “Onun üzerinde kim varsa, hepsi iânıdır.”(er-Rahmân, 55/26) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Dün­ya hayatı ancak gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, onunla yeryüzünde insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışır. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp süslendiği, sahipleri de ona herhalde güç yetireceklerini san­dıklan bir sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz ona geliverir. Sanki dün yerinde yokmuş gibi onu biçilmiş bir hale getiriveririz. İşte biz düşünen bir topluluk için âyetleri böyle açıklarız.”(Yunus, 10/24)

Bu dünyanın gerçek mahiyetini bildirmek suretiyle, Allah’ın kalbini nurlandırdığı, uyanık kulu bu geçici dünya aldatamaz ve böyle bir kul, dünya­nın nimet ve süsüne de rahatlıkla bağlanamaz. Aksine o, dünyayı âhiret için bir tarla olarak değerlendirir. [12]

 

Hadisten Çıkartılan Bazı Hükümler

 

1- Rasulullah (s.a)’ın Abdullah b. Ömer’in omuzlarını yakalaması, ilim talep edenin anlatılacak hususlara dikkatini çeken bir davranıştır. Ayrıca öğrenciye öğretmeninin kendisine önem verdiğini, öğrettiği bilgiyi ruhunun derinliklerine ulaştırmak için özel bir gayret harcadığını hissettirmektedir. Bu ise ilmin iyice bellenmesi sonucunu verir. Zira kendisine bu şekilde dav-ranılan kimsenin bunu unutmasına imkân yoktur.

Aynı şekilde bu hadisten, Rasulullah (s.a)’ın Abdullah b. Ömer’i ne ka­dar sevdiği de anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir davranışı kişi çoğunlukla sevdiklerine yapar.

2-  Hadis-i şeriften Rasulullah (s.a)’ın ümmetine hayır ve salâhı ulaştır­maya olan tutkunluğu anlaşılmaktadır.

3- Yine hadis-i şerifte mutlaka gerekli şeylerle yetinmeye işaret vardır.

4- İtaatleri işlemekte eli çabuk tutmak da teşvik edilmektedir. [13]


[1] Buhâri, VII, 170, Rikaak 3.

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları:421.

[2] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 422.

[3] Fethu’İ-Bâri, XIV, 8-9

[4] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 422-423.

[5] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 423.

[6] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 423-424.

[7] Fethu1-Bâri,XN, 9

[8] Fetfıu7-Bdri,XIV, 4

[9] Yani iki büyük nimet vardır ki, İnsanlar o nimetler hakkında aldanış içerisindedirler. Burdaki “aldanış” kelimesi (ğabn) alışverişte birkaç kat pahalıya aldanmaktır yahut da birşeyi satarken gerçek değerinden daha aşağıya satmaktır. Rasulullah (S.A.S.) mükellefi, ticaretle uğraşan kimseye, bedeni sağlığı ve kişiyi itaatte bulunmaktan alıkoyacak mesuliyetlerinin bu­lunmamasını da sermayeye benzetmektedir. Çünkü bunlar kâr sağlamanın sebepleri ve ba­şarıya ulaşmanın ön şartlarıdır. Allah’ın emirlerini yerine getiren, sıhhatini ve boş vaktini de

gereği gibi değerlendiren bir kimse kârlı olur. Sermayesini kaybeden kişi ise, pişmanlığın fayda vermeyeceği bir zamanda pişmanlık duyar. Nitekim Riyazu’s-Salihin’de de böyle açık­lanmıştır.

[10] Buharı rivayet etmiştir. (Buhdri, Rikaak 1; Tirmizi, Zühd 1; İbn Mâce, Zühd 15; Dârimi, Rikaak 2; Müsned I,

258, 344. -Çeviren-)

[11] Müslim Şerhi, IV, 167. (Müsîim, Vasiyyet 14; Hbu Dâuud, Vasâyâ 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesai, Vasâyâ 8. -Çeviren-)

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 424-425

[12] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 426.

[13] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 426.

About these ads
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: